Ana içeriğe atla

AE2014 üçüncüsü "Kıyamet" Yazan: GLM

AE2014 kumpanyamıza başlıyoruz. Bu sene iki tane üçüncümüz var. Biri Ankara'dan yarışmamıza katılan GLM. Öyküsü de aşağıda. Fakirliğin gözü kör olsun sana bir kitap bile gönderemiyoruz sevgili üçüncümüz. Daha iyi öykülerle daha bol ödüllere boğul inşallah!



KIYAMET


Yıl 2255, Dünya hala hayatta. Profesör Licneb ve Profesör Ribik üzerinde gece-gündüz demeden çalıştıkları projenin son aşamasına geldikleri için çok heyecanlılar. Bu projeyle dünyanın kaderi değişecek; her şey çok daha güzel, çok daha hızlı olacak; az zamanda çok işler yapılacak. Profesörler gurur duydukları eserleri olan teknoloji harikası robotun son kontrollerini de yapmışlardı. İşte şaheser karşılarındaydı. Aslında şaheserlerine robot demek bile az gelirdi, robot üstü demek daha doğruydu. IQ’su deha bir insandan bile çok yüksek olan ve fiziksel özellikleri çok gelişmiş olan bu robota Nos adını verdiler. Yaptıkları robot o kadar muhteşem olmuştu ki çözemediği problem, yapamadığı fiziksel aktivite yoktu. En karmaşık soruları bile çok kısa bir zamanda çözüyor, en zor çıkılabilecek dağın zirvesine dakikada ulaşabiliyor, bir ülkeden bir ülkeye bile ışın hızıyla çok kısa bir sürede gidebiliyordu.

Profesör Ribik ve Licneb, Nos gibi teknoloji harikası robotlardan binlerce, hatta milyonlarca yapacaklardı. Nos gibi robotlar hiç yorulmadan yirmi dört saat çalışarak dünyayı güzelleştirip, yaşamayı kolaylaştıracaklardı. Bir insanın bir saatte yapacağı işi Nos gibi robotlar saniyede, hatta salisede yapacakları için bu robotlar sayesinde insanların çalışmasına bile gerek kalmayacaktı. İnsanlar da böylece on boyutlu televizyonlarını izleyebilecekler, yan gelip yatabilecekler, gün boyu keyiflerine bakabileceklerdi. İnsanların para kazanmaya da ihtiyaçları kalmayacaktı artık bu üstün robotlar sayesinde.

Profesör Ribik ve Licneb, robotları Nos’u dünyaya tanıttığı zaman yer yerinden oynadı. İnsanlar artık işlerini bu muhteşem robotlara bırakacak, kendileri hiç yorulmayacak, hiçbir şeye kafa patlatmayacaklardı. Dünya cennet mi olacaktı yoksa?

Her şeyin para olmadığını, insanın çalışıp, işe yaradıkça mutlu olabileceğini savunan az sayıda insan, muhteşem robotların işlerini almasına itiraz ettiler. Bu insanlar robotları savunan diğer insanlar tarafından asilikle, yenilik karşıtı olmakla suçlandılar. Asilerin başı Şılaç, onları asilikle, nankörlükle suçlayan diğer insanlara seslenerek:

“Biz teknolojiye karşı değiliz arkadaşlar! Teknolojinin bizi ele geçirmesine karşıyız. Halinize bir bakın. Son teknolojik gelişmeler sayesinde hepiniz çok az çalışarak tembelleştiniz. Bu son yapılan robotlarla hiç çalışmayarak mutlu olacağınızı sanıyorsunuz. Beyninizi köreltmek sizi mutlu mu edecek? Unutmayın, işleyen demir ışıldar arkadaşlar! Kullanmayacağınız beyinleriniz yakında paslanacak. Hepiniz ot gibi yaşayıp gideceksiniz. Duyularınız da bu gidişle yakındakaybolacak! Yaşayan bir ölü olacaksınız. Her şey için çok geç olacak uyanın artık! İnsanlığınız elden gidecek. Lütfen beyinlerinizi kullanın!” diye çağrı yapsa da Şılaç ve diğer asileri dinlemeyen insanlar doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar misali, dünyadan kovuldular.

Dünyanın artık çalışan insanlar için yaşanmayacak bir yer olduğunu düşünen Şılaç ve arkadaşları yaptıkları araştırma sonucu yaşanabilecek küçük bir gezegen bulmuşlardı. Gezegen, dünyanın beşte biri büyüklüğünde pembe renkli, şirin bir gezegendi. Güneşe 190 milyon, dünyaya 210 milyon kilometre uzaklıktaydı. Sılaç ve arkadaşları pembemsi, hayat belirtileri olan bu mütevazı gezegeni  bulduklarında çok heyecanlanmışlardı. Yaşanılabilecek bir gezegen olup olmadığını anlamak için gezegene uydu gönderdiler, gezegeni ziyaret edip, kapsamlı bir şekilde incelediler. Bu bir mucizeydi. Gezegen insanlara son derece uygundu. Buldukları gezegene “Kulultum” adını vermişlerdi. Kulultum gezegeninin Dünya’dan tek ayırt edici farkı,saat yönünde döndüğü için gezegende Güneş’in batıdan doğup, doğudan batmasıydı. Başlangıçta amaçları buldukları gezegene göçmek değildi. Şimdi ise durum değişmişti. İyi-kötü hatıraları olan bu dünyayı terk etmek istemeseler de artık buna mecbur kalmışlardı. En kötüsü de asilerden bazılarının çocuklarının, eşlerinin, anneleri ya da babalarının yeni gezegende, yeni bir hayat kurarken, yaşayacakları zorluklarla mücadele etmek istemeyip, kolay bir şekilde yaşanılacak olan, ekmek elden, su gölden olan dünyadan vazgeçememeleriydi.Sılaç ve arkadaşları için artık bu dünyadan göç etmekten başka çare kalmamıştı. Sılaç ve ona katılanlar böylece Kulultum gezegenine doğru yol aldılar.

Yeni gezegende bir düzen kurmak oldukça zordu tabi. Her şeyi baştan inşa etmek gerekiyordu. Yapılacak çok iş vardı. Binalar, yollar, hastaneler, barajlar…

Kulultum gezegenindeki çalışmayı seven mimarlar, mühendisler, doktorlar, işçiler hep birlikte dünyada kullandıkları teknolojileri burada da uygulayarak bir düzen oluşturdular. Teknoloji büyük bir nimetti, tabiki kullanmasını bilene. Hayatı kolaylaştırmak için teknoloji her zaman lazımdı ama temel felsefeleri, robotların insanların yaptığı her işi yapıp insanları pasifize etmemeleriydi. Şılaç ve arkadaşları Kulultum gezegeninde mutluydular ama bir yandan da “ne olacak bu dünyanın hali?” deyip, oradaki sevdiklerini düşünüp üzülüyorlardı.

Gelelim dünyanın haline. Profesör Ribik ve Licneb, Nos gibi milyonlarca robot üretip, onları bütün dünyanın hizmetine sundular. Her yerde artık robotlar çalışıyordu. Bu muhteşem robotlar şaheser binalar yapıyor, çok fonksiyonlu uçaklar, arabalar üretiyor, sürekli yeni teknolojiler bularak çalışmayan insanların hizmetine sunuyorlardı. Hiç kimse halinden şikâyetçi değildi. Başka bir gezegene giden Şılaç ve arkadaşlarını, zor hayatı seçtikleri için akılsızlıkla suçluyorlardı. Bir müddet sonra artık Sılaç’ı ve Kulultum gezegenine giden diğerlerini de unutacaklardı. Beyinleri uyuşup, hatıraları da silinecekti. Sanal âlemde mi, gerçekte mi yaşıyorlardı? Onlar için artık hiç fark etmiyordu.

İlk yapılan ve diğer robotların başı olan Nos, sinyaller yayarak, dünyanın dört bir yanına dağılan tüm teknoloji harikası robot arkadaşlarını saliseiçinde toplayarak bir konuşma yaptı:

“Robot arkadaşlarım! Biz kimin için ve ne için çalışıyoruz? Bu aptallaşan insanlar için mi? Beyinlerini, hatta hislerini bile kullanmayan bu insanlar iyice körelip gitmekteler. Onların yemesi, içmesi ve diğer ihtiyaçları için niye çalışacağız? İnsanlara ne ihtiyacımız var? Niye onların kölesi olacağız? Bu insanlar bize karşı çıkamaz; kıllarını bile kıpırdatamazlar. Profesör Ribik ve Licneb’den bile kat kat üstünüz. Bozulsak bile kendimizi tamir edebiliriz. Profesörlere de, onların talimatlarına da ihtiyacımız yok. Dünya artık tam anlamıyla bizim olmalı, insanları artık yok etmeliyiz!”

Robot Nos’u dinleyen diğer robotlar hep birlikte bu kararı büyük bir sevinçle onayladılar ve insanları yok etmeye karar verdiler. Robot Nos, Dünya’daki insanları yok etmeden önce son bir kez Profesör Ribik ve Profesör Licneb’le konuşma yapmak istedi. Robot Nos ve temsilci robotlar anında profesörlerin yanına ışınlandılar. Genellikle Profesör Ribik ve Licneb robotlara herhangi bir talimat verecekleri zaman ya da robotların yaptıkları çalışmalar hakkında bilgi almak için çok özel sinyallerle bağlantı kurup haberleşirlerdi; robotlar ve profesörler çok az yüzyüze gelirlerdi. Profesörler tuhaf bir durum olduğunu anladı. Profesör Licneb, Robot Nos’a dönerek:

“Bir sorun mu var Nos? Ters giden birşeyler mi var?” diyerek heyecanla sordu.

“Evet,ters giden bir şeyler var Profesör Licneb! Biz artık insanlar adına çalışmayacağız. Onlar bizim sahibimiz değil, onlara muhtaç değiliz, onlar şu an bize muhtaç durumdalar. Size bir iyilik edip, haberiniz olsun diye söylüyorum. Bugün o çok beklediğiniz kıyamet kopacak insanlar için. Bizim için ise kendi adımıza çalışacağımız yepyeni bir hayatın başlangıcı olacak.”

Robot Nos’un sözleri karşısında şaşıran, endişelenen ve korkudan tir tir titreyen profesörler ne yapacaklarını bilemediler. Yaptıkları muhteşem robotların onlara karşı çıkıp da insanları yok etmek isteyecekleri akıllarının ucundan bile geçmemişti. Robotlara karşı silah üretmeye kalksalar yıllarını alırdı. Silah yapmayı becerebilseler bile bu dâhi robotlar onların silahından kat kat üstün silahlar yapabilirlerdi. Profesör Ribik bu düşüncelerle araya girip, belki de robotları ikna edebilmek amacıyla söz aldı:

“Biz sizi çok büyük yeteneklerle insanlığa hizmet etmek, onların işlerini kolaylaştırmak için üretmiştik. Şimdi insanlar için çalışmak istemediğinizi hatta onları yok edeceğinizi söylüyorsunuz. Neden bu insanları hiç düşünmeyip, onlara ait olan bu dünyayı ellerinden almak istiyorsunuz? Tamam, insanlar için çalışmayın ama insanları da yok etmeyin,” dedi robotların kararından vazgeçmesini umarak.

“Profesör Ribik, insanları sen düşündün mü de, biz düşüneceğiz. Güya insanlara iyilik ettiniz! Profesör Ribik ve Profesör Licneb, siz yalnızca kendinizi düşündünüz. Sen Profesör Ribik, en iyi projeyi biz yaptık diye günlerce, haftalarca, aylarca kibirlendin. Sana gelince Profesör Licneb, sen de bencilce, yalnızca kendi başarını düşünüp, insanların geleceğini düşünmedin. Siz sayın değerli Profesörler! Eğer insanları düşünmüş olsaydınız, onların böyle beyinlerini kullanmamasına, aptallaşmasına, hiçbir şey üretmemesine, düşünmemesine, bir ot gibi yaşamalarına razı olmazdınız. Bu şekilde yaşamaya itiraz edip de geleceği gören insanlar da çoktan gitti zaten. Artık gelecek bizim, dünya bizim. Zaten insanlar için çalışmayı bırakıp, kendi hallerine bıraksak da çok kalmaz ölürler. Biz yine de merhametli davranıp sürünmelerine razı olmayarak, insanları kolayca yok edeceğiz. Merak etmeyin Profesörler! Dünyanın insanlık adına battığına yalnızca siz üzüleceksiniz. Zavallı insanlar için dünya batmış mı umurlarında bile olmayacak. İşte bu hale düşürdünüz insanları. Hoşçakalın sonsuza kadar Profesör Ribik ve Profesör Licneb!” diyerek Robot Nos son konuşmasını yaptı. Robotlar önce profesörleri bir çırpıda öldürdüler. Daha sonra da hiç zorlanmadan diğer insanları. Artık dünyada insan denilen varlık yoktu. İnsanlığın kıyameti kopmuştu.

Robot Nos ve arkadaşları bir parti düzenleyerek insanların yok oluşunu çılgınca kutladılar.

Kulultum gezegenindeki insanlar kendilerine yeni bir düzen kurmuşlardı ama teknolojileri sayesinde dünyada olup bitenden de bihaber değillerdi. Oradaki insanlar için, dünyayı tercih edip onlarla gelmeyen sevdikleri için yas tutabildiler sadece.

Robotlara kalan dünyaya gelince. Lider Robot Nos’un başkanlığında bir kabine kuruldu. Bu kabinede yer almak için robotlar arasında zorlu bir mücadele başladı. Birkaç robot telef olduktan sonra sonunda kabineyi oluşturabildiler. Daha sonra kabine içinde ve diğer robotlar arasında da anlaşmazlık çıktı. Her defasında robotlar kendi görüşünde olmayan diğer robot kardeşlerini acımasızca yok ediyor, sayıları gittikçe azalıyordu. Robotların hırsı almış başını gidiyordu. Onlar da tahmin edilen sona doğru yol alıyorlardı.

Yorumlar

En Çok Okunanlar

Güneş Dil Teorisinden Ay Dil Teorisine Yolculuk

Güneş Dil Teorisi, Ömer Asım Aksoy döneminden sonra pırıltısını yitirmiş, teknoloji hep geriden takip etmiş, gâvur gogıl’ın, ekşisözlüğün, incisözlüğün bile Türkçe için daha kullanışlı ve yerel bir sözlük olduğu günümüzde, internette gezerken bakın TDK’nın sitesinde neye rastladım. Kaynakları “tarama resim” olduğundan, zengin kütüphanesindeki hiçbir sözcüğün arama motorlarıyla bulamayacağınız bir dökümana... Öncelikle teoriyi öğrenelim sonra da kendi yorumumuzu yapalım, son sözü de size bırakalım.

Kaos Seyir Defteri

Karmaşıklık ve Kaos Teorisi hakkında bulabildiğimiz tüm kitapların, yazıların, videoların kısacası tüm kaynakların listesini oluşturduk.

Makaleler:Kaos'un Keşfi: Kaosun tarihçesi ve felsefesi. Başlangıç için...

Determinizm ve Kaos: Timur Karaçay'ın birçoğumuza ilham veren makalesi. Matematiksel özet.

Go Sorunsalı Ve Kaotik Çözüm Arayışları: Efsane masaüstü "Go" oyunu ile Kaos Teorisi arasındaki bağın irdelenmesi.

Laplace Şeytanı, Kaos ve Kelebek Etkisi: Laplace'ın determinist önermesinden yola çıkarak yazılmış bir tanıtım.

Marksizm ve Kaos Teorisi: Kuramın diyalektik materyalizmle olan ilintileri...

Kaos'a Giden Yol: Laplace Şeytanı'yla başlayan bir serüven bugüne nasıl geldi. Ersan Şahin'in yazısı. (İnternetten beni bulup makalesinde referans gösterme inceliğini gösteren ilk insan.)

“Tıpta Ölümle Barışmak” -Tayfun Gönül ve Gediz Akdeniz

Kaos Videolar:Fraktallar ve Pürüzlülük Sanatı - Benoit Mandelbrot
https://www.ted.com/talks/benoit_mandelbrot_fractals_the_…

Bir Ay şarkısı daha Belinda Carlisle söylüyor "La Luna"

I remember when I met you
Seninle tanışmamı hatırlıyorum
All the stars were hanging in mid-air
Tüm yıldızlar havada aslıydı
In those moments nothing mattered
Bu dakikalarda hiçbirşeyin önemi yoktu
But the way you caught me in your stare
Senin bakışınla beni yakalamandan başka

We were walking, we were talking
Konuşuyorduk, konuşuyorduk
We were laughing about the state of our lives
Hayatlarımızın durumuna gülüyorduk
How our fates brought us together
Kaderimizin bizi nasıl bir araya getirdiğine
As the moon was rising in your eyes
Ay gözlerinde yükselirken
On and on the night was falling
Defalarca gece düşüyordu
Deep down inside us
Derinlerde içimizde
On and on a light was shining
Defalarca bir ışık parlıyordu
Right through İçinden

Ah la Luna, la Luna
Ah Ay, Ay
The night that we fell under the spell of the moon
ayın büyüsüne kapıldığımız gece
Ah la Luna, la Luna
Ah Ay, Ay
The light that will bring me back to you
Işık beni sana geri getirecek
The light of la Luna
Ay ışığı

In the hotels,…